Ahmet Çelik-Livane Gayrimenkul Yön. Kur. Başkanı

Sanayi ve Lojistik Alanında GAYRİMENKUL Nasıl Alınır?

Hayat kimi insanlar için üstesinden gelinmiş zorlukların öyküsüdür. Bu öyküler gerçek başarı öyküleridir. Zorlukların içerisinden çok farklı yollardan geçilmiştir. Birbirlerinden çok farklı deneyimlere dayalıdır.
Her yönüyle bize ders olacak bir başarı öyküsünü, Artvinli Öğretmen Ahmet Çelik’in Öyküsünü sayfalarımıza taşıdık. Bu başarı öyküsünün arka planında 70’li yaşlarında bile hiç eksilmeden süren öğrenme arzusu çok önemli bir yere sahiptir. İş yaşamına girmiş ya da girmek üzere eğitimini sürdüren genç kuşaklara bir pencere açacak olan bu öykünün temel harcı bir yaşam boyu her gün sorulmuş bir soruyla karılmıştır. “Bugün kendime daha ne katabilirim”
Genç kuşakların gelecekle ilgili plan yapmalarının çok zorlaştığı bugünün koşullarında gelecek kaygılarını biraz olsun azaltabileceğini düşündüğümüz bu zengin deneyimlerle dolu başarı öyküsünü gelin birlikte okuyalım.

Sizin alanınız öğretmenlik, gayrimenkul ise çok farklı bir alan. Nasıl oldu da öğretmenlikten gayrimenkule geçtiniz?

Evet, ben bir öğretmendim. Bir şeyleri hem öğretmeyi hem öğrenmeyi severdim ama öğretmenlik bir yerden sonra yetmiyordu bana. Aslında ben doğuştan bir ticaret adamıyım da diyebilirim size. (Diyor ve göz kırparak gülümsüyor.) Küçük al satlarla başladım. Yaşadığım yerlerde yaptığım küçük ticaret beni şehir dışına yönlendirdi. Artvin’de karpuz olmadığından Adana’ya gidip kamyonlarla getirip satıyordum. Bakın benim maaşım 4 Bin TL idi o zamanların parasıyla. Ama bir kamyon karpuz getirip satarak 90 Bin TL kazanıyordum. Bu bir öğretmen için mükemmel bir paraydı. Bursa’ya gidip pikeler getirip satıyordum. Ve başka işler, al satlarla devam etti hayat. Para kazanmanın cazibesiyle özgüvenim tavan yapıyor, beynim daha da çok çalışıyor, çalıştıkça da acaba daha neler yapabilirimi düşünüyordum. Bugünün genç kuşakları için, girişimci olmak, yeni bir şeylere başlamak düşünceler kolay kolay olmuyor.

Mesleki anlamda dikey bir geçiş yaptınız. Bu geçişte sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

 Benim doğuştan bir ticari bakış açım vardı. Dr. Alaattin Yavaşça’yı bilir misiniz? O hem bir doktor hem de Türk Sanat Müziği yapan biriydi. Ben neden başka şeyler de yapamayayım diye düşünüyordum. Ortaokul, lise veya Ankara Gazi Üniversitesi’ni bitirirken, hiçbir hoca beni keşfedememiş, yönlendirememişti. Oysa eğitim sisteminin bir de bu yanı vardı; yeteneklerini kişinin kendisine keşfettirmek… Ben memur düşüncesinde biri değildim, üretkenliğe, yeniliğe ve daima ileriye gitmeye inanan biriydim. Ne olmak istediğim konusunda beni yönlendirmeleri hala beni düşündürtmüyor değil. 

Aslında, bu durum öğrencilerime pozitif yansıdı, ben onların kendilerini bulmalarını sağlamak için uygulamalı eğitimler veriyordum. Sonuçta hayat yaşayarak ve uygulayarak öğrenilirdi. Evet, onlara bir şey öğretirken onların bakış açısının genişlemesi gerekiyordu. Balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek gerekiyor. Bunları çocuklarıma da öğrettim.

Ahmet Bey, kaç yıldır sanayi gayrimenkulü ticareti ile uğraşıyorsunuz?

 1986’dan beri bu işin içindeyim. Aslında öğretmenlikten sonra ve gayrimenkulden önce bir ajans açtım. “Artvinli iş adamlarını tanıyalım” başlığında bir rehber hazırladık ve bunu tüm ülkeye dağıttık. Burada gazete ilanları, matbaa çalışmaları yaptık.  İşlerimiz yolunda gidiyordu ancak hala bir şeylerin içimde eksik olduğunu hissediyordum. Ta ki bu işle tanışana dek. (Burada gülümsüyor ve asıl istediği işin ticaret olduğunu ekliyor.)

Sanayi sektörüyle tanışmanız nasıl oldu?

O dönemlerde ajans olmak önemliydi, şimdiki kadar çok ajans da yoktu. Tabi gazeteye eleman, arsa vb ilanlar geliyordu. Gelen ilanlar arasında özellikle sanayi arsası ilanları ilgimi çekiyordu. O yönde ilanları takip ettim ve denemek istedim. Bir şirkete 54 bin metrekare sanayi arsası sattım. Baktım para kazanıyorum, Hımm! dedim. Ve üzerine birkaç satış daha yaptım.  Bu iş ajanstan çok farklıydı. Motivayon, kazancı; kazanç, motivasyonu getiriyordu.

Bir gün şimdinin çok bilinen büyük bir şirketinin bir yere ihtiyacı vardı. İş büyüktü ama çok ta zordu. İstedikleri şey öyle sıradan bir iş değildi. Önce acaba yapabilir miyim, diye epeyce düşündüm. Başarı arzusu beni kamçılarken, ya yapamazsam kısmı da bir yandan içimi kemiriyordu. Ancak bir karar verdim. En önemli aşama buydu “Karar” aşaması… Araştırmalarımı çok dikkatli bir şekilde yaptım. İnanılmaz bir çaba gösteriyordum. Ve sonunda bulmuştum,  uğraşılarım hiç boşuna değildi.

 Bu zorlu mücadelemin karşısında inanılmaz bir para aldım. Aldığım rakam karşısında şoktaydım! (Burayı anlatırken sanki o anı yaşıyordu) inanamadığım için parmağımı ısırdım baktım acıyor, o zaman anladım ben başarmışım ve karşılığını da almışım. (70 yaşında olmasına rağmen, olayı anlatırken gözlerindeki başarı ışığını siz de görebilirdiniz.) İnsan inanınca önünde dağlar dayanmıyor. İşte o olay hayatımın dönüm noktası oldu.

Projelerimi, yaptıklarımı gören sanayici, diğerine de söylüyordu. Güveni esas alarak bana geliyorlardı.  Burada üniversite bitirmiş biri olmam ve mesleğimin o dönemlerde kutsal olan öğretmenlik olması sanayicide daha da fazla güven yaratıyordu.

İyi şeyler, başarılar da bazen direkt bazen de fısıltıyla duyulabiliyor. İstanbul Ticaret Odasına kadar ismim gitmiş. Bunu özellikle gençlere söylüyorum; asla vazgeçmesinler ve çok çalışsınlar, mutlaka karşılığını alacaklardır. Ticaret Odası beni çağırınca sevindim tabi. Bana binlerce üyelerinin olduğunu, genel hatları vererek kendilerine bir proje hazırlamamı istediler. Tabi böyle bir güven hissi hayattan haz almamıza sebep oluyor. Sanayiciler bana güvendi ben de bu güveni her zaman korudum ve mutluyum.

Kurumunuzun ismi olan “Livane” nereden geliyor?

Ajansı kurduk ama isminin ne olacağı konusunda bir netlik yoktu. Her bir kafadan ayrı bir ses çıkıyordu. O dönemlerde bir tarih profesörü olan Hakkı Dursun Yıldız bize, Rize, Erzurum, Kars bölgelerini de içeren Livane Sancak Beyliği’nden bahsetti. İsim kulağa da hoş geliyordu. Böylece Livane o gün doğmuş oldu. 

En çok sizi uğraştıran projeniz hangisiydi?

İşler güzel gidiyordu 1997 de A.Ş. olarak devam ettim. 2000 yılında Akpınar Sanayi Projesini yaptım. Tam 6 yıl uğraştım o proje için. 

Bakın ben geleceği iyi bir şekilde öngören biriyim. Akpınar projesine başlarken benim bu projeyi yapabileceğime inanmamışlardı. Zira büyük bir çalışmaydı. Ama ben kendimi biliyordum daha önce bu tecrübeyi yaşamıştım ve başaracağıma sonuna kadar inanıyordum. 

Düşünsenize o dönemde 1.5 Milyon metrekarelik bir alan sanayi için planlanacaktı. Tam 6 sene uğraştım bu çalışma için. Pazarlama sadece benim üzerimden yürüyordu. Öyle kolay değil.

Sizin yeni başladığınız dönemlerde 1986 sanayi ve lojistik sektörü gayrimenkulde neredeydi, o dönemlerden biraz bahseder misiniz?

Zaman çok ilginç bir şey, kendiyle beraber her şeyi değiştiriyor. Bakın o dönemlerde sanayi veya lojistik gayrimenkulü diye bir şey yoktu. Sanayici aracına biner, dolaşır bulmaya çalışırdı. Veya gazetelere ilan verirdi. Sanayici her şeyi kendi yapıyordu fakat tabi ki piyasayı kontrol edemiyordu. Sonuçta sanayici de insan, her şeyi bilecek diye bir kaidesi yok. Dolayısıyla 10 TL’lik bir yeri 50 TL’ye alıyordu. Veya malını değerinde satamıyordu.

Türkiye’de sanayi ve lojistik sektörü, gayrimenkulde nasıl bir ivme kazandı?

Bir noktadan sonra çok hızlı ilerledi, ancak alt yapısı olmadan gelişti ve bu da beraberinde problemleri getirdi. Tıpkı kafası büyüyen ama vücudu büyümeyen bir şeye benzedi. Eskiden yapılar yapılır, sonradan alt yapı getirilirdi. Sanayici birçok şeyi ve alt yapıyı kendi yapmaya çalışırdı. Ne zaman ki sanayiler organize bölgelerde toplanmaya başladı, o zaman daha biçimli bir hale geldi ve sorunlar daha rahat çözülmeye başladı.

 Ülke büyüdükçe... Sanayiciler şehir içindeki 4-5 katlı binalarda iş yapıyor. Yapılar kat kat olarak yükseliyordu... Şehir içi pahalıydı. Fabrikanın ya da o yerin düzayak olmaması beraberinde taşıma, depolama vb. sorunları da birlikte getiriyordu. Eskiden; Hadımköy, Çakmaklı, İkitelli şehir dışı görülüyordu. Hiçbir yapılaşma olmadığından bomboş ve çok ucuzdu. Sanayici için çok elverişli alanlardı; hem düzayak, hem de daha geniş alanlara yayılarak tek kat üzerinde yapılarını inşa ettiler. Tabi zaman geçtikçe şehir genişledi. İş için sürekli göç alan İstanbul yerine sığmamaya başlayınca bu bahsettiğimiz boş alanlar da dolmaya başladı. Önemli birçok sanayi bölgesi şehir içinde kaldı. 

Size bir şey söyleyeyim mi İstanbul artık almıyor, aslında kendini zorluyor. Bir balonun maksimum şişeceği marjinal değeri düşünün. Bir tık ötesi balon patlar değil mi?  İstanbul oralarda işte! Sanayici de ne yapsın üretim yapmak zorunda ama kolay kolay istediği gibi bir yer bulamıyor.

Konut yapım ve satışlarının bu kadar arttığı bir dönemde niçin konut kısmını da kendi bünyenize dahil etmediniz?

Aslında benim için çok kolaydı. Konutu da bünyeme dahil edebilirdim, fakat ben herkesin kendi uzmanlık dalında kalması gerektiğini düşünenlerdenim. Onlarınki ona, benimki banaydı. Doktorları düşünün belli bir zaman sonra kendi uzmanlık alanlarını seçiyorlar ve o alanda geliştiriyorlar kendilerini. İşte ben de sanayi ve lojistik sektörünün gayrimenkul ve proje doktoruyum. Ve bu işimi dünya normlarına göre yapıyorum.

Genelde emlak üzerine çalışmalar yapılmakta, sanayi lojistik veya endüstriyel gayrimenkul alanında bir boşluk olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu iş çok farklı bir iş. Dışardan bakıldığında nasıl görünüyor bilemiyorum ama her bir projede ekibimle beraber ter akıtıyoruz. İşi bilmeyenler de sisteme dahil olmaya çalışıyor. Fakat eksikleri o kadar çok ki, yanlış bilgilendirmelere ve sanayicide kayıplara sebep oluyor. 

Sanayici de çok iyi bilmiyor her şeyi, o kendi işini biliyor. Zaten herkes her işi bilmek zorunda değil mümkünatı da yok. Eee  baktığınızda gerçek ve doğru bilgilendirme olmadığını görüyorsunuz. Muhasebeci, bankacı, haritacı… Bir bakıyorsunuz herkes var, olsun olmasına da eksik ve yanlış bilgilendirmenin ceremesini sanayici çekiyor. 4 Dolar eden yere 1; 1 Dolar eden yere 4 Dolar diyorlar. Peki, sanayici kime güvensin siz söyleyin. Bir de tabi yurtdışından gelen firmalar var; inanılmaz reklam yapıyorlar her şeyi alıp satıyorlar ancak. 

Bu nedenle sanayi gayrimenkulünde boşluk olduğunu söyleyebilirim.

Yerli ve yabancı yatırımcılarınıza son olarak neler tavsiye edersiniz?

Şayet yatırım yapmak istiyorlarsa, yatırımı hangi amaçla yapacaklarını iyi bilsinler. Lokasyon tespitine dikkat etsinler, istedikleri arsanın sanayi mi, lojistik mi, ne olduğunu araştırsınlar. Bir arsanın en önemli etmeni, imarıdır.  İmar planının güncelliğine ve amaçlarına uygun olup olmadığına baksınlar. Taban oturma alanları, maksimum yükseklik ve ne kadar kapalı alan yapabileceklerini öğrensinler. Bilgi kirliliği çok fazla. Ehil kişilerle çalışsınlar. Alacakları yerde şerh olup olmadığını inceletsinler. Görüştükleri firmanın o alandaki referanslarını incelesinler.  Yanlarındaki kişi avukat bile olsa, tecrübe olmadıkça hata yapma oranlarının azımsanmayacak derecede olduğuna unutmasınlar. Şunu unutmayın dünyada insan nüfusu sürekli büyüyor ama alanlar büyümüyor.

Biz 30 yıldır aynı işi yapıyoruz ve 30 yıldır aynı işi yapan bir kimse veya firmanın o alandaki uzmanlığını varın siz düşünün. 

Ahmet Bey’e uzun yaşam deneyiminin bir kaç sayfada özetlendiği röportaj için çok teşekkürler...

Mülk Pazari Gayrimenkul Dergisi Şubat-Mart 2018 Röportajlar

Tellaliye Hizmetinden Emlak Danışmanlığına...

Tellaliye Hizmetinden Emlak Danışmanlığına...

Nizameddin Aşa -Emlak Kom. Odası Başkanı

Detay

Sanayi ve Lojistik Alanında GAYRİMENKUL Nasıl Alınır?

Sanayi ve Lojistik Alanında GAYRİMENKUL Nasıl

Ahmet Çelik-Livane Gayrimenkul Yön. Kur. Başkanı

Detay

Selin Atak’ın Şantiyelerdeki Mücadelesi

Selin Atak’ın Şantiyelerdeki Mücadelesi

Selin Atak-Ataklar A.Ş. Genel Koordinatörü

Detay

İlklerin Ve Enlerin Belediyesi

İlklerin Ve Enlerin Belediyesi

Yasin Kartoğlu-Başakşehir Belediye Başkanı

Detay