Ertan Akgün -İnşaat Müh.

Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

Bir Furyanın Hikâyesi; Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

“Avrupa’dan gelen her şey iyidir” mantığıyla hareket eden sektörlerden biri de hiç şüphesiz ki inşaat sektörüdür. Sektörel ürünlerin imalatında kullanılan makinelerin çoğu Batı’dan ithal edilmektedir. Bunlardan bazıları da yalıtım sektöründe sırasıyla Siding, EPS, XPS ve bunlarla bağlantılı olarak üretilen söve imalatında kullanılan makinelerdir. İthal edilen bu ürün ve uygulamalar Batı’da yasaklanmasına rağmen, Türkiye bunların çöplüğü haline getirilmiştir.

Ülkemizde son zamanlarda “Isı Yalıtım Yönetmeliği” bahane edilerek bir mantolama furyası başlamış, tabiri caizse ayakta durmakta güçlük çeken binalar bile sırf ısınacak (!) diye delik deşik edilerek “mantolama” adı altında sarmalanarak paketlenmektedir.

“Nedir bu mantolama?”, her kafadan bir ses çıkmaktadır. Mantolama; Binaların perde-kolon-kiriş-döşeme gibi betonarme kısımları ile tuğla-gazbeton ve bims malzemelerinden örülen duvar bölümlerinin polistren esaslı EPS ya da XPS levhalar kullanılarak ısı, su ve sese karşı yalıtılması için geliştirilen bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde ısı yalıtımı 1987’de çıkartılan Isı Yalıtım Yönetmeliği’yle başlamış ve piyasaya da bir markanın “camyünü” ve “taşyünü” v.b. gibi ürünler adı altında çıkmıştır. Daha sonra polistren esaslı ürünler plakalar halinde EPS ve XPS levhalar değişik kalınlık ve yoğunlukta üretilmiş, kat hızaları-bina köşeleri ile dış cephedeki pencere ve kapı kenarları sövelerle şekil verilerek sistem tamamlanmıştır. Böylelikle bina ısı, su ve sesten izole edilmiştir. Mantolamanın basite indirgenmiş şekli bu…

Mantolama süreci yukarıda bahsettiğimiz ürünlerle başlamış, ancak malzeme ömrünün 5 yıl gibi kısa bir süre olması her ne kadar polistren esaslı EPS ve XPS levha ürünlere geçişi hızlandırsa bile bu ürünlerde mavi, pembe, sarı, beyaz, gri gibi renklerle sevecen hale getirilmiştir. Tabii ki polistren esaslı ürünler renklendirici boyalarla kamufle edilerek bina içerisinde yaşayan insanların gaz koklama akabinde de kanser olma riski böylelikle arttırılmış oldu. Ayrıca son birkaç yıldır EPS levha ürünler-egzost gazıyla eşdeğerde olan-karbonla takviyelendirilip zehir solumamız daha da hızlandırılmış oldu.

Mantolamada kullanılan her bir ürünün uygulama ve sağlık açısından sakıncaları ortaya çıktıkça piyasaya alternatif olarak yeni ürünler çıkartılmaktadır. Bunlardan biri de hiç şüphesiz ki poliüretan esaslı püskürtme malzemelerdir. Piyasada bir nevi köpük olarak da adlandırılan bu ürünler de dahil olmak üzere hiçbir ürün birbirine tam olarak yüzde yüz yapışmaz, ayrışma olur. Bundan dolayıdır ki uygulama bittikten sonra binalarda çatlama, ayrışma ve kopma gibi sorunlar yaşanmakta ve dolayısıyla mantolamaya harcanan paralar da gaz olup uçmaktadır.

"Binalar da insanlara benzer.
Doğru uygulamalarla ömrünü uzatır, yanlış uygulama ve kullanımlarla ölümüne sebep olursunuz."

Mantolama yapılan binalarda yapılan gözlemler ile piyasada oluşturulan gerçeklerden hareket ederek; Zehir mi soluyoruz ya da paramız gaz olup uçuyor mu tesbitini maddeler halinde incelemekte yarar vardır;

Üretilen ürünler EPS ya da XPS dahi olsa bile polistren esaslı olduğu için buna bir de karbon takviyesi eklediğiniz zaman tamamen kimyasal madde solumakla karşı karşıya bırakılmaktayız. Bu gerçeğin bir adım sonrası “kanserojen madde solumak” tır. Kanser vakalarındaki artışlara dikkatlerinizi çekmek isterim.

“Isı Yalıtım Yönetmeliği”yle mecburi hale getirilen mantolama yapmak değil binaları ısı, su ve sese karşı izole etmektir. Bu uygulamada kullanılan levhalar “Yangın Yönetmeliği” ne de aykırılık teşkil etmektedir. Polistren esaslı bir malzeme ; hem yanıcı ve hem de uçucu bir özelliğe sahiptir. Yangın esnasında bina bir noktadan kıvılcım aldığı zaman bu malzeme içten içe hızlı şekilde yanmakta ve binayı sarmaktadır. Cephelerde gözüken simsiyah katran gibi dumanın nedeni yangınla birleşen malzemelerin bu özelliğinden başka bir şey değildir. Polistren ya da poliüretan esaslı malzemeler alev çıkartmaz içten içe yanar ve siz bunun çıkış noktasını da bulamazsınız. Bu tarz yangınların çıktığı binalarda doğalgazı da hesaba katarsanız pimi çekilmiş bombanın üstünde oturuyoruz demektir.

Mantolamada kullanılan levhalar plastik dubellerle taşıyıcı kısımlara sabitlenmektedir (tam yapışma özelliğini bile hiç tartışmaya bile açmıyorum). 2 levha 1 m2’lik alanı kaplamakta ve minimum 10 adet dubelle sabitlenmektedir. Binanın tüm taşıyıcı kısımlarının dubelle delik deşik edildiğini düşündüğünüzde karşınıza kalbura çevrilmiş bir bina çıkmaktadır. Bu da zamanla taşıyıcı sistemin işlevliğini ortadan kaldırmaktadır.

Mantolamanın amacı ısı yalıtımı yapmak, ancak bu yapılırken hem içten dışa ve hem de dıştan içe hava sirkülasyonunu kestiğiniz için binada kullanılan malzemeler ile dolayısıyla içerisinde yaşayan insanların hava ile irtibatını kestiğiniz için nefes alma sorunu ortaya çıkmaktadır. Nefes alamadığınız için bir sonraki aşama kapı ya da pencereleri açarak dışarıdaki havanın içeri girmesini sağlıyorsunuz yani ortamı havalandırıyorsunuz. İçeride yaşayan insanlar nefes alamıyorsa-temiz hava içeri giremiyorsa mantolama yapmanın ne esprisi kaldı. Bu da ayrı bir muamma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mantolama malzemesi üreten firmalar “yüzde elli yakıt tasarrufu” ve “5 yıl garanti” reklamlarıyla malzemelerini satmaya çalışmaktadırlar. Tasarrufun nasıl olduğunu ve miktarını bir tarafa bırakacak olursak ortalama 10 daireli 1000 m2 bir mantolamanın maliyeti 40 bin TL civarında olur. Daire başına 4 bin TL düşmekte ve 5 yıl garanti süresini de eklediğiniz zaman mantolamaya harcanan para kendini amorti etmemektedir. Ayrıca mantolama yapmamakla birlikte binanızı da delik deşik yapmaktan kurtarırsınız.

Hangi ucundan tutarsanız tutun bir taraftan binanızın taşıyıcılığını olumsuz yönde etkilemektesiniz, bir taraftan zehir solumaktasınız, bir taraftan yangın tehlikesiyle donatılmış bir binada sağlıksız bir şekilde yaşamaktasınız. Kısacası hangi açıdan bakarsanız bakın paralarımız çarçur edilmekte ve kandırılmayla karşı karşıya kalmaktayız.

Peki ne yapmak lazım? Isı, su ve ses yalıtımı binaların ve içinde yaşayan insanların ömrünü uzatır. Kimse bu gerçeği reddetmez, ancak, doğru malzeme doğru yerde kullanılırsa çıkan sonuçta “mükemmel” olur.

Binalardaki ısı kaybının olduğu pencere ya da kapı kenarlarının iyi izole etmek, boşlukların uygun evsaftaki malzemelerle doldurulması lazım. Radyatör-klima-soba gibi ısınma araçlarını ısı kaybının fazla olduğu yerlerden uzakta monte etmek gerekir. Ayrıca bina cephelerinin kaplama-yağış ve yön durumları ile yüksekliğine göre duvar kalınlık ve tiplerinin seçimini de yerinde yapmak gerekir. Binalar için mecburi hale getirilen EKB (Enerji Kimlik Belgesi)’ni masa başında değil yerinde yani binayı gözlemleyerek düzenlemek gerekir. Oda sıcaklığını belli bir ayarda tutmak gerekiyor. Sıcaklık artış ya da azalışlarındaki yolu da “sabit sıcaklık” tan geçer.

Binalarda insanlara benzer. Doğru uygulamalarla ömrünü uzatır, yanlış uygulama ve kullanımlarla ölümüne sebep olursunuz. Unutmayalım ki; Yaşadığımız mekanları daha da yaşanabilir hale getirebilmenin tek yolu insan fıtratına uygun “doğal malzemeler”i kullanmaktan geçer.

Mülk Pazari Gayrimenkul Dergisi Şubat-Mart 2018 Makaleler

Yeni İmar Yönetmeliği Yeni mi?

Yeni İmar Yönetmeliği Yeni mi?

Feridun Duyguluer-Y. Şehİr ve Bölge Plancısı

Detay

Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

Ertan Akgün -İnşaat Müh.

Detay

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

Nusret Suna-İMO İstanbul Şub.

Detay

Konutta Kampanyalar Yılı 2017

Konutta Kampanyalar Yılı 2017

Kemal Keskin-Gayrimenkul Girişimcisi

Detay

Site Yönetimleri

Site Yönetimleri

İsmail Kurt-AVM ve Toplu Konut Yöneticisi

Detay

Laz Müteahhit

Laz Müteahhit

Saffet Uygur-BEYSİAD Yönetim Kurulu Üyesi

Detay