Nusret Suna-İMO İstanbul Şub.

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

İstanbul başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki olası bir depreme hazır değil. İstanbul’da 2 milyon konut depreme karşı güven vermemektedir.

İstanbul depreminin ne zaman olacağı belli olmadığı için, kamu kurumlarına ait binaların 2021 yılına kadar güvenli hale getirileceği, özel konutların güvenli hale getirilmesi için ise 20 yıl gerektiğine dair resmi açıklamaların önemi bulunmaktadır. En iyimser tahminde bile binlerce İstanbullunun can güvenliği tehlike altındadır. Deprem Toplanma Alanlarının yapılaşmaya açılması, bazı güzergâhların otoparka dönüştürülmesi yerel yönetimlerin insan hayatını değil, rantı önemsediğinin göstergesidir.

Deprem Toplanma Alanı, üzerinde konteyner kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olmalıdır.

Kentsel dönüşüm projeleri deprem odaklı değil, rant odaklı gerçekleştirilmektedir.

Bilimin, meslek disiplinlerinin ve meslek odalarının itibarsızlaştırılma ve işlevsizleştirilme çabası deprem önlemlerinin önündeki engeldir.

Bütün bir hayat, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğine göre düzenlenmelidir.

İnsan hayatına değer verip vermediğimiz, depremin yıkıcı etkisini azaltacak önemdedir.

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, tercihini insandan, insan hayatının niteliğinin yükseltilmesinden ve kamusal alanın genişletilmesinden yana kullanmaya kararlıdır.

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

17 Ağustos 1999 depreminin 18. yıl dönümünde, şimdiye kadar defalarca sorduğumuz soruyu yeniden sormak istiyoruz. Ülkemiz ve İstanbul depreme hazır mı?

Dikkat edilirse, 17 Ağustos Marmara depreminin her yıl dönümünde, kamu kurumları da dâhil olmak üzere, meslek odaları, partiler, sendikalar ve diğer kurumlar peş peşe açıklama yapmaktadır. Hazırlanan metinlerde, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği hatırlatılmakta, yapı envanterinden güçlendirme çalışmalarına, kentsel dönüşümden afet sonrası yapılacaklara kadar mevcut durum tespiti, sorunlar ve çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

İşin doğrusu, yıl dönümlerinde yapılan açıklamaların, “adet yerini bulsun” anlayışı ile hazırlandığı söylenebilir. Özellikle kamu kurumlarının, merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmesi beklenirken, sürecin neredeyse kısır döngü halini aldığı dikkat çekmektedir.

Aradan geçen zaman zarfında, güvenli yapı üretimini gerçekleştirmek, gelecek kaygısını ortadan kaldırmak mümkün olmamış, yapı stoku iyileştirilememiş, kentlerimiz depreme hazır hale getirilememiş, deprem kültürü içselleştirilememiştir. Bütün bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Bilinmelidir ki, meslek odaları tekrara düşmekten korkmadan sorunları ısrarla ve inatla gündeme getirmektedir.

Sorun Bellidir, Çözüm Mümkündür

Deprem bir yer hareketidir. Bilinen ifadeyle bir doğa olayıdır. Afet olarak yaşanmasına neden olan ise sonucudur.

Bizler inşaat mühendisleriyiz. İnşaat mühendisliği, her zeminde ve her koşulda güvenli, sağlıklı, nitelikli yapı üretiminin başarılabileceğini uygulamalarla kanıtlayan bir bilimdir. Doğru tasarım, doğru uygulama gerçekleştirildiği ve sağlıklı bir yapı denetim sistemi işletildiği takdirde, doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini engellemek mümkündür.

Bu sonuç, sadece depremlerde değil, su taşkını, heyelan ve benzeri doğa olayları için de geçerlidir. Mühendislik hizmeti alan yapılar mutlaka ve mutlaka doğal afetlerin etkisini azaltacaktır.

Kayıtlarda, Anadolu coğrafyasının gördüğü ilk depremin 526 yılında Antakya’da meydan geldiği yazılıdır. 526 Antakya’dan 2011 Van’a depremin yıkıcı etkisi altında kalan coğrafyanın insanları olarak depremin afet olmaktan çıkması için başta kamu yönetimi olmak üzere ilgili bütün kurumlar ve meslek disiplinleri, deprem zararlarının azaltılması, depremin yıkıcı etkisinin aşağı düzeylere çekilmesini sağlayacak önlemler almak sorumluluğu ile karşı karşıyadır.

Bizim gibi ülkelerde;

• Kentleşmenin, sağlıksız ve kaçak yapılaşma, altyapı eksikliği ile paralellik göstermesi,
• İmar afları ile kaçak yapılaşmanın adeta teşvik edilmesi,
• Yapı üretim sürecinin denetimsizliği, nitelikli tasarım-uygulama-denetim ilişkisinin kurulamaması,
• Yapı malzemeleri üretiminin denetimden uzak hali,
• Kentlerimizin merkezi bütünlüklü, sürdürülebilir imar planının olmayışı,
• Deprem anını ve sonrasını kapsayan afet planının yetersizliği, deprem bilincinin oluşturulamaması, deprem mevzuatının eksikliği,
• Meslek odaları etkisizleştirilerek mesleki uygulamaların denetimsizliğe mahkûm edilmesi, mühendislik hizmetlerinin önemsenmemesi,
• Siyasi iktidarların insana ve doğaya, yatırım yapmak yerine ranta yönelmesi,

sorunlar listesinin dikkat çeken başlıklarıdır.

Çözümler ise tercihimizin ne olduğuyla doğrudan bağlantılı olarak hayata geçirilebilir.

Dikkat çekmek istiyoruz: Olası bir İstanbul depreminin ne zaman olacağı belli değildir. Dolayısıyla 20 yıl sonra kentsel dönüşümün tamamlanacağına dair hedef, kent nüfusunun büyük bir kısmını güvenli olmaktan uzak bir hayata mahkûm etmek dışında bir anlam ifade etmemektedir.

Kamu idaresi tarafından kamuoyuyla paylaşılan verilerin gösterdiği hedeflere ulaşılacağı düşünülse bile İstanbulluların büyük bir risk altında olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir.

Deprem Toplanma Alanlarından Ne Anlamak Gerekir?

Gündemimizdeki en önemli sorunlardan biri de deprem toplanma alanlarıdır. Bilindiği gibi 1999 depremlerinden sonra İstanbul’da, kamuoyunda “deprem toplanma alanı” olarak bilinen 470 “Geçici İskân Alanı” tespit edilmişti. Aynı şekilde, deprem sonrası kullanılacak 562 “Birinci Derecede Acil Ulaşım Yolu” belirlenmişti.

Deprem toplanma alanı olarak belirlenen yerlerin yapılaşmaya açılması, hatta üzerlerine AVM yapılması, bazı güzergâhların otoparka dönüştürülmesi yerel yönetimlerin insan hayatını değil, rantı önemsediğinin göstergesidir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Doğal Afet Komisyonu raporuna göre, şu an İstanbul’da belirlenen Deprem Toplanma Alanı sayısı 77... Bu alanların toplam genişliği ise 20 hektar kadardır.

Olası bir İstanbul depreminde, 18 milyonluk bir kent, 20 hektarlık alana sığdırılmaya çalışılacak ve bunun ismi de, “afete hazırlık” olacak.

Kaldı ki, Deprem Toplanma Alanı, üzerinde konteynır kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla okul bahçelerinin, parkların, boş arazilerin toplanma alanı olarak belirlenmesinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Dolgu bölgelerin toplanma alanı olarak belirlenmesi ise tam bir tuhaflığa işaret etmektedir. Deprem Toplanma Alanlarının kolay ulaşılabilecek yerlerde olması gerekirken, ne yazık ki bu gereklilik de dikkate alınmamaktadır.

Tek Umut Deprem Odaklı Kentsel Dönüşüm

Bugün deprem önlemi olarak kentsel dönüşüm projelerinin yürütüldüğü iddia edilmektedir.

Deprem tehlikesi ile meşruluğu sağlanan kentsel dönüşüm projelerinin, bir bütün olarak bu amaca uygun düzenlenmediği, kentlerin rant değeri yüksek bölgelerinden başladığı bilinmektedir.

Bu durum, “Yatırım ve Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı’nın açılışında bir konuşma yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından da tespit edilmiştir.

15 Milyonluk Şehir 30 Milyon mu Olacak?

Sayın Bakan, kentsel dönüşümün doğru bir fikir olduğunu, çürük yapıların yıkılması gerektiğini, kentsel dönüşüm adı altında yeni şehir rezaletlerinin ortaya çıktığını ifade etmiştir. Sayın Bakanın, kentsel dönüşüm projeleriyle rant ilişkisi konusunda uyardığı konuşmada sayın Bakan şunları söylemiştir: “İstanbul ölçeğindeki boyutta rant savaşları veriliyor. Yoğunluk ikiyken dört yap, dörtken sekiz yap, sekizken 16 yap. Nasıl olacak? İstanbul’un nüfusu 15 milyon 30 milyona mı çıkaracaksınız. İki misline katlaya katlaya nereye gideceksiniz böyle? Altyapısını iki misline katlayarak çözüyor musunuz? Yok. Yeşil alanı artırıyor musunuz? Yok. Okul alanları yok, otopark yok, yolu iki misline çıkarıyor mu-sunuz? Yok. Peki, konutların sayısını iki misline çıkarınca halimiz ne olacak bizim?”

Sayın Bakan açık bir dille, kentsel dönüşüm projelerinin ranta dönük olduğunu itiraf etmektedir. Ancak açık olan bir nokta daha bulunmaktadır: Buna izin vermeyecek olan da bizzat kendileridir.

Kentsel dönüşüm uygulamaları ile elbette kentimizdeki yapıların deprem güvenlikli hale getirilmesi gerekir. Kentsel dönüşümden anladığımız ile şu anda yapılan uygulama birbirinden tamamen farklıdır.

Kentsel Dönüşüm Dahilinde Neler Yapılmalıdır?

Her şey bir plan dâhilinde yapılmalıdır. Öncelikle kentimizdeki mevcut binaların envanteri çıkarılmalıdır. Envanter çalışması sonrası bir yandan risk durumuna göre can güvenliğini sağlayamayan binaların tespit edilip  bunların yeniden inşa edilmesi, diğer yandan da olası bir depreme karşı güçlendirilebilecek binaların güçlendirme çalışmalarının eş zamanlı olarak yürütülmesi gerekir.

Şu anda kentsel dönüşüm adı altında yapılan uygulamalar da olduğu gibi aynı anda güvensiz yapı stokunun hepsinin birden değiştirilmesi bakanlığında söylediği gibi uzun süre alacak bu süre zarfında da olası bir depremde can kaybının çok fazla olacağı kaçınılmazdır.

Yapı stokunun onarım ve güçlendirilmesi yok sayılarak YIK-YAP anlayışı kurtuluş yolu olarak ifade edilmektedir.

Demokrafik Yapı Bozuluyor

Depreme karşı yapı stokunun güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni sorun alanları yaratmaktadır. Daire alanlarının küçülmesi kat sayısı ve daire sayısının artmasına neden olmakta, aynı sokak ve mahallenin alt yapısı aynı kalmasına rağmen aile sayısı ve nüfusun artması otomobil sayısını da artırmakta, dolayısıyla kentin fiziksel eşikleri aşılmaktadır. Bu durum demografik yapının bozulmasına, yeni bir trafik ve alt yapı sorununun oluşmasına neden olmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanının ağzından çıkan bu itiraf umuyoruz ki, bir yandan kentsel dönüşümü, rantsal dönüşüm olmaktan çıkarır, diğer yandan şehircilik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalacak şekilde deprem odaklı projelerin hızla hayata geçirilmesini sağlar.

Kentsel dönüşüm uygulamalarının yeniden gözden geçirilerek bütünlüklü bir planlama ile ele alınması gereklidir.

Sonuç Olarak

Açıklamamızın başında da belirttiğimiz gibi deprem ve diğer doğa olaylarının afete dönüşmesi sadece mesleki-teknik bir tartışma değil, daha çok ekonomik-siyasal ve sosyal tercihler ile ilgilidir.

Hatırlatmak isteriz ki kent politikaları bilime, tekniğe ve akla uygun bir perspektifle rant için değil toplum yararı için ele alınmalıdır. Bunun için de temel koşul mühendislik hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasından geçer.

Ülkemizde yeterli öğretim elemanı olmaksızın politik nedenlerle sayıları hızla artan mühendislik fakültelerinde kaliteli eğitim yapılamamaktadır. Bunu gidermeye yönelik olarak profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek odalarının görüşleri dikkate alınmamakta hatta tam tersine yetkileri giderek budanmaktadır. Meslek Odaları; üyelerinin denetlenmesini, sicillerinin tutulmasını, mesleki faaliyetlerini kayıt altına alarak etik ve ahlaka uygun bir hizmet yapmalarını sağlamak çabası içindedir.

Mülk Pazari Gayrimenkul Dergisi Şubat-Mart 2018 Makaleler

Yeni İmar Yönetmeliği Yeni mi?

Yeni İmar Yönetmeliği Yeni mi?

Feridun Duyguluer-Y. Şehİr ve Bölge Plancısı

Detay

Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

Yalıtım mı? Zehirlenme mi?

Ertan Akgün -İnşaat Müh.

Detay

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

Deprem Tehlikesini Yok Saymak Mümkün mü?

Nusret Suna-İMO İstanbul Şub.

Detay

Konutta Kampanyalar Yılı 2017

Konutta Kampanyalar Yılı 2017

Kemal Keskin-Gayrimenkul Girişimcisi

Detay

Site Yönetimleri

Site Yönetimleri

İsmail Kurt-AVM ve Toplu Konut Yöneticisi

Detay

Laz Müteahhit

Laz Müteahhit

Saffet Uygur-BEYSİAD Yönetim Kurulu Üyesi

Detay